Kayıtlar

tükeniş

dışarıda akıp giden bir hayat var biliyorum. ama ne yapsam tutunamıyorum o hayata. izleyici olarak kalıyorum. denedim denedim tekrar o hayata dahil olmak istedim ama olmadı. tekrar gülümsemek istedim sadece, vadesi dolmuş insanları arkamda bırakarak, hayatın koşuşturmacasında turlayacak nefesim kalmadı. yok yok gidecek yerim yok kalmadı. tükettim bütün nefesimi ve nefsimi. sürprizli sabahlar yok. şimdiki zamanı dahi kaçırıyorum. kalbimin çürüğü hala aynı tazelikte. titreyen bakışlarım mutlu numarası yapmıyor. yüzsüz çırpınışlardan vücudum derbeder oldu. uyumadığım gecelerin sabahında artık umut yok. yaraları kabullenmekten vazgeçtim. artık yorulmaktan çok yoruldum. ve pencerelerim kirli duvarlarım rutubetli  bardaklarım pis odalarım ışıksız  ve artık tüm yalanlar renksiz artık gitme vakti değil artık bekleme vakti değil artık yok olma vakti

huyumdur hep dirilirim

hiçbir duyguyu barındırmadan  bir boşlukta süzülüyorum koca bir boşluk oluştu birden kendiliğinden  şimdi ise yok hiçbir şey uğruna üzülecek  sebeplerim tükendi  kendimi kandırdığım noktaları silmem gerek karalamıyorum artık cümlelerin üstünü her şeye zamana bırakmaktan vazgeçtim daha fazla zamanım yok yetişmeye çabalamıyorum vazgeçtim koşuşturmaktan  derin bir nefes aldıktan sonra  kırıldığım yerlerden toparlanıyorum kalbim yorgun zihnim bulanık  etrafıma kulak asmaktan sağır oldum aylardır çok yalnız uyudum  ama en kalabalık rüyaları gördüm bu bahar çıplak ayakla rüzgarı bekleyeceğim gözlerimi kaçırmayacağım bahardan saçlarım bir uzayıp bir kısalıyor her şeyin mümkün olduğu sabahlar geri gelir mi ki  sadece eski sokaklarda koşmayı özledim zaman akıyor su akıyor kaybettiğim sabahları tekrar oldurmam gerek  bu bahar yeniden tomurcuklanacak  ben benliğim belki de yeni bir başlangıcın habercisidir  yeniden başlamak için her şeyi yıkmanın tam vakti yarınlar önümde yürünür ve bulunur belki

baharın gidişi miydi yoksa baharın hiç gelmeyişi mi

yola koyuldum ama ilerlemek ne de zor huzura tekrar kavuşacağını zannedip sonu düşünmek ama en sonunda yol fısıldıyor  ''sen ne kadar ilerlersen hüzün sana o kadar yakın'' insan eninde sonunda hep yitirmekle kalıyor  haykırıp haykırıp duruyor ama kimse işitmiyor varlığıyla yokluğunun bir ihtimale dayalı olduğunu da çok iyi biliyor ama yine de tutunuyor  olup bitip dönen her şeye bir ah çekip ah deyip geceleri erteliyorum kalabalıkları itiyorum kupkuru kalabalık  birileri ısrarla şiirlerime giriyor şiirlerime giren kalbimden de çıkmıyor kendime ağlamamayı dayatıyorum o ise bana en büyük ağlamayı dayattı  odalardan odalara yataktan balkona dolaşıyorum uykulardan kışın sert yüzünden baharın yumuşak kısmına geçiyorum kitaplardan çıkamıyorum omuzlarım taşıyamıyor  yüküm ağır yeryüzü hafif günlerden perşembe nisanın on dördü saat akşamın on kırk beşiydi  bedenim öyle yorgun ama umudum o kadar tazeydi ama taze olan bir şey insana nasıl acı verebilirdi ki anı, anılarımız ve acı

kendimle yeniden tanışsaydım görmezden gelirdim

tam 175 gün oldu bugün. uyandım. yaklaşık 6 aydır ne yaşadığıma dair hiçbir fikrimin olmadığını aynanın karşısında kendimi izlerken düşündüm. hayatımın en karanlık ve boğucu dönemini yaşadığımı fark ettim. odanın içinde gezindim. sonrasında ufak bir teras turu. yazdığım şiirleri ve hikayeleri okudum. dergilerimi karıştırdım. havasızlıktan kokuşmuş perdelerimi havalandırdım. bir nevi iyilik. acıktım. ama aklıma sadece filtre kahve geldi. sade bir filtre kahvenin sabahın 7.45 inde çözemeyeceği bir şey yok. tekrar uzandım yatağa. kısa süreli bir kabus gördüm. ama bu sefer ağlamadım. sadece ürktüm kendimden. sonra koltuğuma geçtim. o tekli koltuk sanırım benden bıktı. gözlerimi dışarıya doğru diktim ve baktım. aklımdan bu şehirde sevecek bir şeyin kalmadığını geçirdim camda ürkütücü bir yansıma vardı. evet evet benim. çok korkutucu göründüğümü biliyorum. bir de arada bir gidip gelen birkaç yansıma da söz konusu. birden aklıma en son sevinçli olduğum ve rahat hissettiğim zamanlar geçti. beş

kahve ve melatonin

kalkar kalkmaz kendine bir filtre kahve yaptı ama içmeye başlamadı. öylece bakakaldı fincana. ufuk çizgisinin çok uzaklarda olduğu bir denizi hayal etti. uçsuz bucaksız derin sularda yaşamına devam eden balıkları düşündü. bir yandan da engin bir gökyüzünü düşlüyordu. o mesafeden bakınca balıklar yıldızlar gibi parlayacaktı ve göz kamaştıracaktı. hem insanoğlu kendi gökyüzünü kendisi oluşturmuyor muydu? kendi gökyüzünü belirleyen insanlar özgürdür.  kahvesinden bir yudum aldı ve masaya bıraktı. her an içine soğuk işliyordu. evin her köşesi soğuk. duvarlardan sular damlıyordu. elleri, yüzü, burnu... kıpkırmızı olmuştu. her gün dua ediyordu o soğuktan hasta olup tüm gün yataktan tavanı seyredebilmek için. tavanın her köşesinde özgürlüğünü arıyordu. özgürlüğün her anlamı o tavanın boyasında gizliydi. ama özgürlüğün tavanı yoktu, sınırları yoktu. o koskoca gökyüzünü o tavana sığdırmıştı. karanlık düşünceler, ıssız hisler ve derin yalnızlık. hepsi orada gizliydi. ne zaman ayağa kalksa başı o

sessiz çırpınışlar

haykırmaktan sesim kısıldı ama o sağır olmaktan öte gitmedi. ve hatta sanırım kör oldu. artık varlığıma dair hiçbir şey hissetmiyordu. en acısı da bu ya. sanki hiç yaşanmamış ve olmamışım gibi. terk edilişin tadı hep taze. acımsı ve kederli bir tat. ağzından bu tat ve yüzündeki sahtelik sahte gülümsemeler asla eksik olmuyor.  sen gideli iki mevsim geçti. cemreler düştü toprağa. kuşlar yeniden göç etmeye başladı. kış uykuları bitti ama ben uyanamadım. ben hala depderin bir uykunun en kuytu köşesinde sıkışık kaldım. hayatımın gregor'dan bir farkı kalmadı. yataktan asla çıkmıyorum. evin her köşesinde sen varsın. sen benim varlığımı reddettin ama ben senin siluetlerinle konuşuyorum.  gittin ardından hiçbir şey yaşamanın tadını hissettirmedi. hiçbir şey ve hiç kimse bana elini açmadı. bırak el açmayı sen bana kollarını açardın. zaman bunu da tüketti. zamanın içine hapsolmuşsun gibi. o anda kalmışım gibi. o otobüsün camına yansıyan yüzüne son kez baktığımdan haberim yoktu. ne acı.  gitti

her şeyi tükettiğimiz noktada, yeniden başlayan nedir?

v1 sokaklarda ara ara kediler miyaylıyor köpekler havlıyordu. sanki insanlık kaçıyor ve duymamaya çalışıyordu. herkes kayıtsızlıkla sığınaklarındaydı. v2 bazen içim sımsıcak oluyor. bu his nasıl meydana geliyor bilmiyorum. ve bu hissin ne yönde kime karşı olduğunu kestiremiyorum. adeta içimde nicedir bir aşk birikmiş ve bu farklı konseptlere bürünmüştü. nice zamandır dolup taşmış bir nehir gibi. hafızamın çekmeceleri o kadar dolu ki arada o çekmeceler taşıyor ve içinden bir şeyler gün yüzüne çıkıyor. bir hatıraya değil onlarca hatıraya denk geliyorum. kendimi kimsenin olmadığı bir sahilde şarabımı yudumlarken buluyorum, dans ediyorum, gökyüzünü seyrediyorum ve yıldızları adlandırıyorum. sanırım aşka kapılıyorum. ama nedir bu aşk? kapısı nerededir? çıkışı var mıdır? kayboluyor muyuz? aşk kendiliğinden mi gelişir yoksa sen mi büyütürsün? ya da gelişmenin ta kendisi midir? bütün başlangıçların sebebi midir yoksa? aşk fütursuzca kendini kaybetmek midir? aşk etraftaki duyguların kaosu değil